28 Kasım 2012 Çarşamba

şems

Bir hiçliğin çaresiz yakarışlarına bağlı hayatlar var
Öyle ki yaşamanın zorluğu bu bünyelerde tam baskı uygular
Zengin olma hayalleri ya da macera dolu düşleri bile yoktur
Değer verilen şeyler hayatta kalma mücadelesindeki diğer kişilerdir.

18 Kasım 2012 Pazar

Nan

maviyi çalan
yeşili saklı yar
yokluğun açlık, binbir musibet
hayalin sıcak kum, soğuk deniz
ey giden güzel günler
bırakırsın izini bir tenhada
sıcak omuzlarda
ıslak dudaklarda
bilirim, geleceksin bir karanlıkta, gün dönmeden
maviyi çalan
yeşili saklı yar
beklerim, tenha köşede
bir ekmek bir de ben.


1 Kasım 2012 Perşembe

Buğu

Ah! o güzel, yeşil gözlerin
gözlerin, güzel, yeşil gözlerin
ah! o anlamlı, süzen, yürek yakan bakışların
ah! kime bakar, yakar, yeşil gözlerin
şimdi

26 Ekim 2012 Cuma

Peygil


içimdeki doğulunun ahlaki derdi
görünüşümün batılılığını ilgilendirmediği zaman
arada kalmanın tadını her nefeste çekiyorum
yüreğimin herkesi kucaklayacağını sanırken
kalbimin etnik hislerini
kim kucaklayacak?

14 Ekim 2012 Pazar

9 Eylül 2012 Pazar

Masumiyetim ilk kalp kırıklığım ile son buldu.
Bir zaman sonra herkes kadar kötü
Geçmişim, herkes kadar iyiydi.

25 Haziran 2012 Pazartesi

Unutmadık, Unutmayacağız.



"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya." Kazım Koyuncu

18 Haziran 2012 Pazartesi

Nazik

Geçmiyor hiçbir şey, acılarım aynı, mutluluklarım yine nadir uğruyor
Bunlar dışında
Soluma yatıyorum artık, gölgem büyüyor, saçlarıma beyazlar düşüyor
Film izlemeye ara verdim artık, göz çukurlarım belirginleşti, kemiklerim irileşti
Beşiktaş'a eskisinden daha bağlıyım artık, sesim daha çok kısılıyor, bademciklerim hep hassastı
Bir şeyler de değişmiyor haliyle misal her gün içiyorum
Masaya vurmuyorum kadehi artık, acı yemek acılara panzehir olmuyor artık
Sessizlik baş ağrısına ağrı kesici değil artık
Ama Huzur sadece Ahmet Hamdi Tanpınar'ı hatırlatıyor
Büyümüyorum ben artık
Geriye sarıyorum

Ah! Benim nazik kırılganlığım, çok yaktın canımı..


8 Mayıs 2012 Salı

küçül küçül kaybolana kadar kendi içine..



22 Şubat 2012 Çarşamba

Beşiktaşlı olmak azınlık olmaktır.
Az olanın yanında olmaktır.
Az olmaktır.
Beşiktaşlı olmak çoğunluğa olan isyandır.

21 Ocak 2012 Cumartesi

tik tak


tik tak sesleri saatin rutin göreviydi, ama büyük bir gururla her an yeniliyordu kendini
ona göre ''zaman ondan soruluyor''idi
hakkı vardı
zaman, zihnin bir oyunuydu
saçlarımdaki beyazların yalandığı
ruhumun derinliklerinin onayladığı
her şey hayaldi, aksine gölgesinin düştüğü
oyundu, sonu olmayan
ölümün giziydi, hala merak uyandıran
gerçek olan
zaman sorluyordu ondan
hayal, zaman
yalan, yalan.

Seninki kaç santim?

Seninki kaç santim?: 600 binden fazla kişinin verdiği destekle lagos ve orfozu kurtardık. Sıra diğer türleri kurtarmakta! Denizlerimizin ve balıkların geleceği için, iş işten geçmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl.

7 Ocak 2012 Cumartesi

eşy


bugün gelen, iyi ki gelmiş
dünyamızı ısıtıp, kalplerimizi yumuşatmış
hoş..

nümayan


hiçbir şey göründüğü gibi değil
ve görünen her şey göründüğünden ibaret
çünkü biz, görmek isteriz
eşelediğimiz her şey, gördüğümüzden ibarettir
görmek istediğimiz o'dur
oysa yine de hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

na


kapılar açılıyor, misafirler geliyor.. düğün evi şen olmalı, davullar çalıyor. bazı bazı göz yaşları düşüyor, gözlerin içi gülerken, dudaklar keyiften gerilirken.. mutlu günlerinde ağlayan insanlara hep imrendim, benim hayatımda çok az sayıda mutlu günüm olduğunu yıllar sonra anladım. anlamadığım şeyi yapamadım dolayısıyla..keşkelerim de olmadı, farkında bile olmamıştım, farkındalıklar pişmanlıklar yaratır ve insan keşkelere bu yüzden koşar.
düğün evi burası, şen olmalı, çalmalı davullar ve muhabbetler, kahkahalar eşlik etmeli. gürültüden komşular rahatsız olmalı.. Ah! en azından insanlar mutluymuş gibi yapmalı, sana söylüyorum titrek dudaklarım, geril ve çıkar dişlerimi ortaya, kederli günlerin uzunluğuyla eşdeğer sigara tüketimini gözler önüne ser, sararmış dişlerimle.. dişleri beyaz insanlara hep imrendim. ama ciğerlerimi içeride tuttuğuma, sakladığıma seviniyorum, tek tesellim bu.
düğün evi şen olmalı, davullara oyunlar, halaylar eşlik etmeli iki adım atılmayan odalarda. oynamış olmak için oynanmalı, adettendir. mutluluğu hiçbir şey bozmamalı. zılgıtlar atılmalı, dua etmek isteyenler dua, iyi dilek sunmak isteyenler iyi dileklerini yollamalı. ben ne yapacağımı bilmiyorum, mutsuzluğumu insanlara bulaştırmaman onlara en büyük iyiliğim olacak belki de..
burasu düğün evi, burada sessizlik gidenin geleniyle son bulur ancak. kapılar açılıyor, misafirler kapıdan çıkıyor, gidiyor.. göz yaşları artık içe, derinden akıyor..