Bir hiçliğin çaresiz yakarışlarına bağlı hayatlar var
Öyle ki yaşamanın zorluğu bu bünyelerde tam baskı uygular
Zengin olma hayalleri ya da macera dolu düşleri bile yoktur
Değer verilen şeyler hayatta kalma mücadelesindeki diğer kişilerdir.
18 Kasım 2012 Pazar
Nan
maviyi çalan
yeşili saklı yar
yokluğun açlık, binbir musibet
hayalin sıcak kum, soğuk deniz
ey giden güzel günler
bırakırsın izini bir tenhada
sıcak omuzlarda
ıslak dudaklarda
bilirim, geleceksin bir karanlıkta, gün dönmeden
maviyi çalan
yeşili saklı yar
beklerim, tenha köşede
bir ekmek bir de ben.
yeşili saklı yar
yokluğun açlık, binbir musibet
hayalin sıcak kum, soğuk deniz
ey giden güzel günler
bırakırsın izini bir tenhada
sıcak omuzlarda
ıslak dudaklarda
bilirim, geleceksin bir karanlıkta, gün dönmeden
maviyi çalan
yeşili saklı yar
beklerim, tenha köşede
bir ekmek bir de ben.
1 Kasım 2012 Perşembe
26 Ekim 2012 Cuma
9 Eylül 2012 Pazar
25 Haziran 2012 Pazartesi
Unutmadık, Unutmayacağız.
"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya." Kazım Koyuncu
18 Haziran 2012 Pazartesi
Nazik
Geçmiyor hiçbir şey, acılarım aynı, mutluluklarım yine nadir uğruyor
Bunlar dışında
Soluma yatıyorum artık, gölgem büyüyor, saçlarıma beyazlar düşüyor
Film izlemeye ara verdim artık, göz çukurlarım belirginleşti, kemiklerim irileşti
Beşiktaş'a eskisinden daha bağlıyım artık, sesim daha çok kısılıyor, bademciklerim hep hassastı
Bir şeyler de değişmiyor haliyle misal her gün içiyorum
Masaya vurmuyorum kadehi artık, acı yemek acılara panzehir olmuyor artık
Sessizlik baş ağrısına ağrı kesici değil artık
Ama Huzur sadece Ahmet Hamdi Tanpınar'ı hatırlatıyor
Büyümüyorum ben artık
Geriye sarıyorum
Ah! Benim nazik kırılganlığım, çok yaktın canımı..
Bunlar dışında
Soluma yatıyorum artık, gölgem büyüyor, saçlarıma beyazlar düşüyor
Film izlemeye ara verdim artık, göz çukurlarım belirginleşti, kemiklerim irileşti
Beşiktaş'a eskisinden daha bağlıyım artık, sesim daha çok kısılıyor, bademciklerim hep hassastı
Bir şeyler de değişmiyor haliyle misal her gün içiyorum
Masaya vurmuyorum kadehi artık, acı yemek acılara panzehir olmuyor artık
Sessizlik baş ağrısına ağrı kesici değil artık
Ama Huzur sadece Ahmet Hamdi Tanpınar'ı hatırlatıyor
Büyümüyorum ben artık
Geriye sarıyorum
Ah! Benim nazik kırılganlığım, çok yaktın canımı..
22 Şubat 2012 Çarşamba
3 Şubat 2012 Cuma
21 Ocak 2012 Cumartesi
tik tak
tik tak sesleri saatin rutin göreviydi, ama büyük bir gururla her an yeniliyordu kendini
ona göre ''zaman ondan soruluyor''idi
hakkı vardı
zaman, zihnin bir oyunuydu
saçlarımdaki beyazların yalandığı
ruhumun derinliklerinin onayladığı
her şey hayaldi, aksine gölgesinin düştüğü
oyundu, sonu olmayan
ölümün giziydi, hala merak uyandıran
gerçek olan
zaman sorluyordu ondan
hayal, zaman
yalan, yalan.
Seninki kaç santim?
Seninki kaç santim?: 600 binden fazla kişinin verdiği destekle lagos ve orfozu kurtardık. Sıra diğer türleri kurtarmakta! Denizlerimizin ve balıkların geleceği için, iş işten geçmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl.
7 Ocak 2012 Cumartesi
na
kapılar açılıyor, misafirler geliyor.. düğün evi şen olmalı, davullar çalıyor. bazı bazı göz yaşları düşüyor, gözlerin içi gülerken, dudaklar keyiften gerilirken.. mutlu günlerinde ağlayan insanlara hep imrendim, benim hayatımda çok az sayıda mutlu günüm olduğunu yıllar sonra anladım. anlamadığım şeyi yapamadım dolayısıyla..keşkelerim de olmadı, farkında bile olmamıştım, farkındalıklar pişmanlıklar yaratır ve insan keşkelere bu yüzden koşar.
düğün evi burası, şen olmalı, çalmalı davullar ve muhabbetler, kahkahalar eşlik etmeli. gürültüden komşular rahatsız olmalı.. Ah! en azından insanlar mutluymuş gibi yapmalı, sana söylüyorum titrek dudaklarım, geril ve çıkar dişlerimi ortaya, kederli günlerin uzunluğuyla eşdeğer sigara tüketimini gözler önüne ser, sararmış dişlerimle.. dişleri beyaz insanlara hep imrendim. ama ciğerlerimi içeride tuttuğuma, sakladığıma seviniyorum, tek tesellim bu.
düğün evi şen olmalı, davullara oyunlar, halaylar eşlik etmeli iki adım atılmayan odalarda. oynamış olmak için oynanmalı, adettendir. mutluluğu hiçbir şey bozmamalı. zılgıtlar atılmalı, dua etmek isteyenler dua, iyi dilek sunmak isteyenler iyi dileklerini yollamalı. ben ne yapacağımı bilmiyorum, mutsuzluğumu insanlara bulaştırmaman onlara en büyük iyiliğim olacak belki de..
burasu düğün evi, burada sessizlik gidenin geleniyle son bulur ancak. kapılar açılıyor, misafirler kapıdan çıkıyor, gidiyor.. göz yaşları artık içe, derinden akıyor..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
